7 Şubat 2012 Salı

Bi Kedi Gördüm Sanki!


Dün gece Anfield Road'da oynanan Liverpool-Tottenham maçı sırasında sahaya giren bir kedi oyunun durmasına neden oldu.






Bu kare ise 1964'te oynanmış bir Liverpool-Arsenal maçından.






18 Ocak 2012 Çarşamba

Aynı Toprak Sahada Aynı Topun Peşinde: Hrant Dink


Üzerimizden hiç eksilmeyen ve adeta kara bir bulut gibi bizi takip eden kurumsal kötülüğün bizden ayırdığı, aynı toprak sahada, aynı topun peşinde, beraber terlediğimiz Hrant beş yıldır yok...








24 Aralık 2011 Cumartesi

Alvarado Meselesi

Çarşamba günü oynanan Ajax-AZ Alkmaar maçında olanlar hakkında çok şey yazıldı, çizildi. Maç oynanırken, kendisine saldırmak için sahaya giren ve üzerine atılan taraftarı uçan tekme ile yere indiren AZ kalecisi Esteban Alvarado bununla da yetinmediğini gösterdi ve yerde yatan taraftarı, yanlarına gelen güvenlik görevlilerine rağmen daha fazla dövmek istedi.




Kendisine yapılan saldırıyı savuşturmak için yaptığı ilk müdahale anlaşılabilir, ama taraftar yere düştükten sonra tekmelemek ne ile açıklanabilir? Anlayabilmek zor değil elbet; refleks, panik, kendini koruma iç güdüsü... Bunların hiç biri Alvarado'nun yaptığı hareketin, kırmızı kart görmesini gerektirdiği gerçeğini değiştirmez.

Maç oynanırken bir taraftarın sahaya girmesi, bir oyuncuya saldırması konusun
da hata ve sorumluluk Ajax kulübü ve Hollanda federasyonundur. Bu olayın mağduru AZ takımı ve kalecisi Alvarado'dur ama yere indirdiği taraftarı dövmeye doyamayışı karşısında sırtını sıvazlamak, helal olsun demek de neyin nesi?







6 Ekim 2011 Perşembe

Gurbetçi Mesut, Bizim Mehmet ve Avrupa Avrupa Duy Sesimizi Teranesi

II. dünya savaşı sonrası iş gücü sıkıntısı çeken Almanya'nın Türkiye de dahil bir çok ülkeden göçmenlere kapılarını açmasının üzerinden 50 yıl geçmiş. Hayatlarının yarısını dilini bile konuşamadıkları bir ülkede geçiren 1. nesil "gurbetçi" lerin torunları artık dedeleri, babaları gibi "almancı" ya da "yabancı" değiller.

Türkiye kökenli futbolcular, Her alanda damarlara sinmiş Avrupa kompleksinin en basit haliyle buram buram hissedildiği spor basını ve futbol dünyasına rağmen sadece Almanya'da değil Avrupa'nın pek çok ülkesinde hatta diğer kıtalarda, gurbetçi, almancı gibi etiketleri üzerlerinde hissetmeden kariyerlerine devam ediyorlar.


Erdal Keser, Erhan Önal gibi futbolcuların temsil ettiği 1. nesil "gurbetçi" oyuncuların dönemi olan 80'lerden sonra, 90'lardan itibaren parlamaya ve Türkiye futboluna bir şekilde dahil olmaya başlayan 2. nesil, “Avrupa Avrupa duy sesimizi” korosunun gücüne güç katarken artık yalnız değildi. Nihat Kahveci, Hakan Şükür ve diğerlerinin İspanya, İtalya gibi ülkelerde futbol oynamaya başlamasıyla “lejyonerlerimiz” de yurt dışında bizi temsil eden gurbetçi futbolculara katılmıştı.

Annesi, babası ve kendisi Almanya’ da doğmuş, kariyerine o ülkede başlamış ve orada (hatta İspanya ya da İngiltere gibi başka bir ülkede) devam eden bir futbolcu sırf dedesi yıllar önce Türkiye’den göç etti diye neden Türkiye’yi ya da Türk futbolunu temsil etsin? Bu “temsil etme” başlığını didiklemek sosyoloji gibi başka alanların işi belki ama futbol üzerinden bir toplumun kodlarının izini sürebilmek de mümkün.

Futbol dünyamız gurbetçi ve lejyoner kavramlarını öylesine sevmiş, bu kapsama girdiğini düşündükleri futbolcuları öylesine bağrına basmıştı ki; 90’ların ortasında Bayern Münih ve Almanya milli takımı formalarını giyen Mehmet Scholl, tek bir kelime dahi Türkçe bilmediğini ve kendisini Türkiye’ye ait hissetmediğini söylemiş olmasına rağmen “bizim Mehmet” oluyordu.

Nihat Kahveci’nin, Real Sociedad’ın herhangi bir La liga maçında atılan golün pasını vermiş olması bile maçı anlatan TRT spikerinin Dünya Kupası finali anlatırcasına heyecanlanmasına yetiyordu.



2000’lere gelindiğinde de durum değişmedi. Ailesi Türkiye kökenli bir futbolcunun Köln’de, Berlin’de, Viyana’da doğmuş olması, Dortmund’da, Real Madrid’de oynuyor olması, Türkçe bilmiyor ya da çok az biliyor olması hiçbir şeyi değiştirmezdi. Kendisi farkında olmasa da o bizim Ahmet-Mehmet’ti.

Bu futbolcuların milli takımda oynamalarının zamanı gelince, köklerinin dayandığı Türkiye’nin milli takımında mı yoksa ait olduklarını hissettikleri ülkenin milli takımında mı oynayacakları sorusu kimi zaman en büyük kabusları oldu. Futbol federasyonundan koca koca adamlar bu futbolcuları, olmadı ailelerini ikna-kafalama turlarına çıktılar Avrupa ülkelerinde.

Bu turlara çıkanların ya da Türkiye milli takımında oynamayı seçmediği için bu gencecik çocukları ayıplayan, kimi zaman tribünlerde ıslıklayanların, bu çocukların ailelerinin göçmen olarak yerleştiği ülkelerin kalburüstü takımlarında veya milli takımlarında oynuyor olmalarının nedeni hakkında hiç kafa yormamış olmaları, Türkiye’de altyapı konusunda ne noktada olunduğunun en büyük göstergesidir.

Hal böyleyken yarın akşam Arena’da, Türkiye karşısında Almanya forması ile sahaya çıkacak olan Mesut Özil’in kaygıyla özetlenebilecek hisleri onun duygusallığı ile değil bizim vasatlığımızla alakalıdır ve hiç kimse düşünmez Brezilyalı Marco Aurelio nasıl “bizim Mehmet” oldu diye?



28 Eylül 2011 Çarşamba

Türkiye Futbol Federasyonu Ve Kurumsal Maçoluk


Türkiye Futbol Federasyonu'nun bir ilke imza atarak gerçekleştirdiği, Fenerbahçe’nin cezası nedeniyle seyircisiz oynanacak olan Fenerbahçe Manisaspor maçına sadece kadınları ve 12 yaş altı çocukları ücretsiz olarak alma girişimi medyadan taraftara, yöneticiden yorumcuya herkesin ipliğini pazara çıkardı.

Karar uygulandı, Şükrü Saraçoğlu stadyumundaki Fenerbahçe Manisaspor maçını kadınlar ve çocuklardan oluşan 46 bin kişi izledi. Maçtan geriye kalansa ne skor ne de oynanan oyundu. Şanlı spor basınında ve sosyal mecralarda konu hakkında yorum yapan, yazan, çizenlerin büyük bir kısmı konuyu ele alırken “geyik yapmaktan öteye geçemediler. Biraz kurcalandığında, altından farkında olarak ya da olmayarak, cinsiyetçilik ve ayrımcılık fışkıran haberler, yorumlar, benzetmeler etrafa saçıldı.


Aslında karar açıklandığından beri herkesin kafası karışık bu konuda. Futbol için normal ve bir o kadar da basit olan bu durumu içinden çıkılmaz hale getiren şey; TFF’nin, ülke futbolunun üzerine çöken şike karanlığı konusunda yapması gereken hiçbir şeyi yapmadığı gerçeğinin üzerini örtme çabası. Dostlar alışverişte görsün misali.
Soru basit.

Bu uygulamanın yapılış amacı nedir?

A - Kadınlar ve çocuklar önünde oynatarak Fenerbahçe’yi cezalandırmak.
B - “Sizi seyirciden saymıyoruz” diyerek kadınları cezalandırmak.
C - Kendilerini maça almayarak “yetişkin” erkekleri cezalandırmak.
D - Hepsi.


Uygulama o kadar anlamsız ki, federasyon açıkça kadınlara “sizi seyirciden saymıyoruz, maç seyircisi demek erkek demektir. Taraftar veya seyirci sayılmadığınız için cezalı maçlara gelebilirsiniz” demiş oluyor.

Tribünleri dolduran 46 bin kişilik seyirci grubunun maçın bazı anlarında küfür ettiğini hepimiz duyduk. Acaba Futbol Federasyonu bu küfürlere yönelik verilecek yeni bir ceza ile ilgili olarak nasıl bir uygulama planlıyor?

Futbol Federasyonu’nun mantığı ile düşünürsek kadınlar da küfür ettiğine göre, ceza uygulanacak ilk maça sadece 12 yaş altı çocuklar maça alınabilir. Çocuklar da küfür ederse ne olacak? Ben bilemiyorum ama TFF’nin başka bir saçma B planı vardır kesin.




21 Eylül 2011 Çarşamba

İstenmeyen Adam Manuel Neuer


Geçen sezon bitmeden ismi Bayern Münih ile anılmaya başlayan ve sezon sonunda Schalke 04’ten Bayern’e transfer olan olan Almanya Milli Takımı kalecisi Manuel Neuer, kariyerinin beklide en zor günlerini yaşıyor.

25 milyon Euro karşılığında transfer olduğu Bayern Münih taraftarı da, milli takıma kadar uzanan kariyerine başladığı Schalke taraftarları da kendisinden hoşlanmıyor.






Basit tabir ile doğma büyüme Schalkeli olan ve tribünler tarafından çok sevilen Neuer, geçen yıl daha sezon bitmeden Schalke taraftarlarından tepki görmeye başlamıştı. Schalke taraftarı Neuer’in Bayern’e transfer olmasını, hatta olma ihtimalini bile bir türlü hazmedemedi. Bu hazımsızlık ve öfke o kadar yoğundu ki protestolar saldırıya bile dönüştü; geçen sezon Schalke MSV Duisburg'u 5-0'lık bir skorla yenerek Almanya Kupası'nı müzesine götürdükten sonra yapılan kutlamalar sırasında bir taraftar Neuer’e tokat attı. Durumu temsili Neuer kuklasını bir köprüye asacak kadar abartanlar dahil oldu.








Schalke tarafında hal böyleyken işler Bayern tarafında da pek farklı değildi. Bayern taraftarları da sezon başında transferi gerçekleşen ve Bavyera'nın yolunu tutan Neuer’i kolay kolay bağırlarına basmayacaklarını gösterdiler.

Sportbild Dergisi, taraftar grupları ile Neuer’in bir araya geldiğini ve taraftarların genç kaleciden protesto edilmemek için bazı kurallara uymasını istediklerini yazdı. Derginin haberine göre taraftarlar, Neuer’den; kendilerinin bulunduğu güney tribününe yaklaşmamasını, formanın üzerinde bulunan Bayern Münih armasını öpmemesini, formasını çıkartıp güney tribününe atmamasını ve taraftarlarla birlikte tezahürat yapmamasını istediler.

Pazar günü eski evi Veltins Arena’da yeni takımının formasıyla ilk defa Schalke taraftarının önüne çıkacak olan Neuer, Schalke taraftarlarının kendisine karşı olan nefretinin farkındaydı ve maç öncesi, Gelsenkirchen'e dönüşünde Schalke taraftarları tarafından hoş karşılanmayacağının bilincinde olduğunu söyledi. Pazar günü geldi çattı ve her şey tam da tahmin ettiği gibiydi.Veltins Arena’da tribün konsepti Neuer nefreti temalıydı. Kendisine Judas ismini takan Schalke taraftarları sahaya çıktığı andan itibaren yoğun bir tezahürat ve aleyhinde onlarca pankart ile karşıladılar Neuer’i.




Bir takımla özdeşleşip taraftarlar tarafından çok sevilen ve başka bir takıma transfer olduktan sonra istenmeyen adam ilan edilen futbolcu hikayesi futbol için yeni bir şey değil. Bu yollardan kimler geldi kimler geçti… Tanju Çolak, Luis Figo, Tümer Metin ve daha niceleri…
























19 Kasım 2009 Perşembe

Tanrının Eli Bu Kez Asist Yaptı



2010 Dünya Kupası'na gidecek son takımların belirlendiği play-off rövanş maçları bu gece oynandı. Yunanistan'ın ilk maçta kendi evinde berabere kaldığı Ukrayna'yı Ukrayna'da elemesi, Slovenya'nın Rusya'yı devre dışı bırakması veya Cezayir'in Mısır'ı yenerek finallere katılacak olması gibi başlıkları son anda geride bırakan ve finaller başlayana kadar hatta yıllar sonra dahi konuşulacak olan yeni konu Henry'nin el yordamı ile yaptığı asist olacak.


Play-off ilk maçında İrlanda Cumhuriyeti'ni deplasmanda 1-0 yenen Fransa bu gece Stade de France' da nispeten rahat bir maça çıkacağını düşünüyordu. Robbie Keane'in 33. dakikada attığı golden sonra üç renkli Fransa tribünlerinde bir endişe hakimdi. Bu endişe hali maçı tribünlerde Zidane'la birlikte izleyen Fabien Barthez'in tırnaklarını kemirmesinden de belli oluyordu.





Normal süre İrlanda lehine 1-0 bitti ve uzatmalara geçildi. 103. dakikada kazanılan serbest vuruşta Malouda'nın ceza sahasına gönderdiği orta sonucunda kaptan Henry’nin önünde bulduğu topu eliyle kontrol edip çizgi üstündeki William Gallas'a yaptığı asist Fransa’nın Afrika biletini almasını sağladı.


Thierry Henry bu konu için ne diyecek bilinmez ama II. Tanrının Eli vakası olarak anılacak bu olayın etkisi Fransa’nın finallerde elde edeceği başarı ile doğru orantılı olacak.