19 Kasım 2009 Perşembe

Tanrının Eli Bu Kez Asist Yaptı



2010 Dünya Kupası'na gidecek son takımların belirlendiği play-off rövanş maçları bu gece oynandı. Yunanistan'ın ilk maçta kendi evinde berabere kaldığı Ukrayna'yı Ukrayna'da elemesi, Slovenya'nın Rusya'yı devre dışı bırakması veya Cezayir'in Mısır'ı yenerek finallere katılacak olması gibi başlıkları son anda geride bırakan ve finaller başlayana kadar hatta yıllar sonra dahi konuşulacak olan yeni konu Henry'nin el yordamı ile yaptığı asist olacak.


Play-off ilk maçında İrlanda Cumhuriyeti'ni deplasmanda 1-0 yenen Fransa bu gece Stade de France' da nispeten rahat bir maça çıkacağını düşünüyordu. Robbie Keane'in 33. dakikada attığı golden sonra üç renkli Fransa tribünlerinde bir endişe hakimdi. Bu endişe hali maçı tribünlerde Zidane'la birlikte izleyen Fabien Barthez'in tırnaklarını kemirmesinden de belli oluyordu.





Normal süre İrlanda lehine 1-0 bitti ve uzatmalara geçildi. 103. dakikada kazanılan serbest vuruşta Malouda'nın ceza sahasına gönderdiği orta sonucunda kaptan Henry’nin önünde bulduğu topu eliyle kontrol edip çizgi üstündeki William Gallas'a yaptığı asist Fransa’nın Afrika biletini almasını sağladı.


Thierry Henry bu konu için ne diyecek bilinmez ama II. Tanrının Eli vakası olarak anılacak bu olayın etkisi Fransa’nın finallerde elde edeceği başarı ile doğru orantılı olacak.


5 Kasım 2009 Perşembe

"Ben Kısaca YD"



Yıldırım Demirören’in benzerini pek hatırlayamadığım tepkisini anlamlandırabilmek çok zor. Durum çok açık; takım kötü oynuyor ve taraftar başkanı istemiyor. Bu yeni bir şey değil. Bu güne kadar istifaya çağırılan kulüp başkanlarının adlarını alt alta yazsak... şeklinde başlayan bir cümlenin atasözü zannedilme ihtimalinin yüksekliği bile bu durumun artık bir futbol klişesi olduğunun kanıtıdır. Eğer durum böyleyse başkanın, kendisine sinir krizi geçirtebilecek bir işe (ya da hobiye) sahip olduğunu çoktan anlamış olması lazım.

Kendisinin, 2000 yılından beri dillendirdiğini söylediği, “Ben burada olduğum sürece Mustafa Denizli Beşiktaş kulübüne giremez" özdeyişini içeren videoların tıklanma oranları her geçen gün artıyor. Taraftar forumlarında başkanın ismi o kadar çok geçiyor ki, kendisinin bir hayli uzun olan ve toplamda 18 harf içeren ismini yazmaktan sıkılanlar bunun yerine YD kısaltmasını kullanıyorlar.



İbrahim Kaş ile ilgili anlaşılamaz transfer politikası, Tabata transferi hadisesi veya detaylarına girildiğinde şeref tribününe kadar uzanan kötü kokulara ulaşılabilecek Denizli maçı meydan muharebesi başkanın referans mektubundaki konu başlıklarından yalnızca bir kaçı.

Ocak ayında yapılacak seçimin sonucunu şimdiden kestirebilmek çok zor ama bence Beşiktaş taraftarı açısından bunların tümünden çıkacak sonuç gelen gideni aratır atasözüyle özetlenebilir. İki ay sonra yapılacak seçimin sonucunda, "göreve gelirsem tribünleri temizleyeceğim" diyen Murat Aksu’nun kulübün başına geçmesi ihtimalini düşününce durumu özetleyen atasözlerini çoğaltmak da mümkün.

3 Kasım 2009 Salı

Millwall ve Beterin Beteri


24 Ekim’de Millwall ile Leeds United arasında oynanan League 1 maçından sonra tribünde Galatasaray formalı bir Millwall taraftarının bıçaklama hareketleri yapması ve bunun basında da yer alması üzerine Millwall Kulübü tarafından bir açıklama yapıldı.


Güvenlik kameraları ve fotoğraflar yoluyla kimliğinin tespiti halinde bu taraftarın stada girmesine sonsuza kadar izin verilmeyeceği, Türkiye bayrağı sallayan bir başka taraftarın da stadın dışına çıkartılıp gözaltına alındığı açıklandı.

Bu da yetmemiş olmalı ki Millwall’ un 2-1 kazandığı maç sonrasında polis, Millwall taraftarlarının gittiği bazı pubların çevresinde güvenlik önlemleri bile almış ve iki kişiyi de gözaltına almış.

Rakip takımın yaşadığı hezimetleri onlara hatırlatmak taraftarların bir kısmı için bir destek biçimi anlamına geliyor. Bu bir noktaya kadar anlaşılır bir şey belki ama bunun da bir sınırı olmalı.





2002’de Fenerbahçe Phanatinaikos maçında, Kadıköy’de tribünlere asılan İstanbul’un fethi temalı devasa pankartı veya Hrant Dink cinayetinden sonra Trabzon sokaklarında ve tribünlerinde yaşanan beyaz bere zırvalığını hepimiz hatırlıyoruz.


Bu hafta Antep’de yaşananlar, Diyarbakırspor başkanının, tribünden yükselen seslerin vehameti zaten ortadayken hakemler ve federasyonu da suçlayarak sızlanmasını bir kenara bırakırsak işlerin çığrından çıkması ihtimalinin olduğunun göstergesi.


Bu konuda her dönemde yaşanmış hatırlamak istemediğim daha bir sürü örnek var. Irkçılık tehlikesi, çevre ve iklim politikaları gibi konularda politik olabilen, bir tavır sergileyen bazı taraftar grupları her zaman var olsa da siyaset ve siyasetçiden uzak kalmayı bir türlü becerememiş ülke futbolunun tribündeki yansımasının böyle olması çok normal.


Futbolcuları küçük çocukların elinden tutturarak sahaya çıkartmanın veya ellerine barış mesajları yazan pankartlarlar tutuşturmanın tribünlerdeki bu ırkçı yaklaşımı önlemek için yeterli olmayacağını atık herkes anlamalı.